Paylaş
Yanan bir kalbin tam ortasında yüreğin,
Çok durma buralarda eriyip bitersin.
Erbay.
29.1.12
10.12.11
SENİNLEYİM
Paylaş
dedi ki - "neden az konuşursun?"
dedim ki- " fazla söze ne gerek var?"
dedi ki - "soruma soru soruyorsun."
dedim ki - "cevabını bildiğin şeyi soruyorsun."
dedi ki - "konuş ne düşünüyorsun?"
dedim ki - "sen biliyorsun."
dedi ki - "neredesin nerede yaşıyorsun?"
dedim ki - "sen bunu da biliyorsun."
dedi ki - "seninle anlaşamıyoruz."
dedim ki - "görmüyorsun?"
dedi ki - "nedir görmediğim?"
dedim ki - "kendini."
durup bir dinlesen kendini.
düşünsen olduğun yeri,
kiminleydi çatışmaların,
ve yaşamdaki ittifakın.
sözlerin sözüm,
gözlerin gözüm,
kalbin ömrüm oldu.
sen hiç yalnız kalmadın.
çünkü sende yaşıyorum.
neden az konuşuyorum söyleyim mi?
durup kendimi dinliyorum.
yani seni...
Yılmaz ERBAY
dedi ki - "neden az konuşursun?"
dedim ki- " fazla söze ne gerek var?"
dedi ki - "soruma soru soruyorsun."
dedim ki - "cevabını bildiğin şeyi soruyorsun."
dedi ki - "konuş ne düşünüyorsun?"
dedim ki - "sen biliyorsun."
dedi ki - "neredesin nerede yaşıyorsun?"
dedim ki - "sen bunu da biliyorsun."
dedi ki - "seninle anlaşamıyoruz."
dedim ki - "görmüyorsun?"
dedi ki - "nedir görmediğim?"
dedim ki - "kendini."
durup bir dinlesen kendini.
düşünsen olduğun yeri,
kiminleydi çatışmaların,
ve yaşamdaki ittifakın.
sözlerin sözüm,
gözlerin gözüm,
kalbin ömrüm oldu.
sen hiç yalnız kalmadın.
çünkü sende yaşıyorum.
neden az konuşuyorum söyleyim mi?
durup kendimi dinliyorum.
yani seni...
Yılmaz ERBAY
29.11.11
Ruh ve Beden
Paylaş
Umudu sakladım cebimde
ihtiyacım oldu baktım.
Sebebim oldu hayattayım.
Olur ya...
Diyerek nefes alışlarım.
Sevgine evim oldu kalbim.
Elim varmadığında cebime,
Dinledim sesini.
Bekle dedin.
Sabret!..
Bir cebimdeyim, bir sende...
Ömrü tüketip bitireceğim.
Ruhum güzelliğinde ebedi genç.
Avuçlarım boş kalbim dolu.
Toprak olup gideceğim.
Yılmaz ERBAY
Umudu sakladım cebimde
ihtiyacım oldu baktım.
Sebebim oldu hayattayım.
Olur ya...
Diyerek nefes alışlarım.
Sevgine evim oldu kalbim.
Elim varmadığında cebime,
Dinledim sesini.
Bekle dedin.
Sabret!..
Bir cebimdeyim, bir sende...
Ömrü tüketip bitireceğim.
Ruhum güzelliğinde ebedi genç.
Avuçlarım boş kalbim dolu.
Toprak olup gideceğim.
Yılmaz ERBAY
18.11.11
0
yorum
Etiketler:
Ertuğrul Kızıltuğ_Aşk Kurtları
Gönderen
Yılmaz ERBAY
zaman:
09:27
Bu kayda verilen bağlantılar
| Tepkiler: |
10.11.11
Başlangıç
Paylaş
Öyle derindi ki bakışların;
Ahu gözünde tığ keskinliği
İçsel hüznümde son kabiliyet
ilan edilen ilk serüven
Ve öyle sadedir ki hayat
Seni yaşamak, mutluluk
Sensiz kalmak, Ölüm.
Yılmaz ERBAY
Öyle derindi ki bakışların;
Ahu gözünde tığ keskinliği
İçsel hüznümde son kabiliyet
ilan edilen ilk serüven
Ve öyle sadedir ki hayat
Seni yaşamak, mutluluk
Sensiz kalmak, Ölüm.
Yılmaz ERBAY
Boşluk
Paylaş
Yokluğunu aratmayacak kadar ilgili.
Ne düşünürsen düşün, hadefsiz.
Ne yaparsan yap, sonuçsuz.
Yemek, içmek, yatmak, kalkmak,
Nefes almak anlamsız.
Boşluk,
Yokluğunda bulunulan en son ortam.
Havasız, susuz.
Demek şimdiye dek olan herşey seninle
Demek olması gereken tek şey sen
Bense senin verdiğin anlamın içinde bir ifade
olmam gereken yerde; senin hayatın içinde.
Bu durum bittiğinde, ölüm gelir ardı sıra
Ve yeniden seninle.
Yılmaz ERBAY
Yokluğunu aratmayacak kadar ilgili.
Ne düşünürsen düşün, hadefsiz.
Ne yaparsan yap, sonuçsuz.
Yemek, içmek, yatmak, kalkmak,
Nefes almak anlamsız.
Boşluk,
Yokluğunda bulunulan en son ortam.
Havasız, susuz.
Demek şimdiye dek olan herşey seninle
Demek olması gereken tek şey sen
Bense senin verdiğin anlamın içinde bir ifade
olmam gereken yerde; senin hayatın içinde.
Bu durum bittiğinde, ölüm gelir ardı sıra
Ve yeniden seninle.
Yılmaz ERBAY
Yağmur'a Özlem
Paylaş
Acıtıyor artık nefes alışlarım.
Acıtıyor artık nefes alışlarım.
Rutubetinde odamın.
Kapandıkça içine, açılmakta.
Kan damlayan yaralarım.
Bulutun gözleri utanırdı
Görse dökülen yaşlara
Adını tırnağımla duvarlara,
Hayalini beynime kazıdım.
Yılmaz Erbay
27 Ocak 2009
7.11.11
KURBAN BAYRAM
Paylaş
Kurban Bayramı Tüm İslam Alemine Huzur Sağlık Mutluluk Getirsin. Allah İbadetlerimizi Kabul Etsin.
Kurban Bayramı Tüm İslam Alemine Huzur Sağlık Mutluluk Getirsin. Allah İbadetlerimizi Kabul Etsin.
14.10.11
sorgu
Gözyaşımı yitirdim doğduğumda,
her an arar dururum.
Gülerken seni buldum karşımda,
-sevdalandım mı ne?
Sorar dururum.
Kalbimi kaybettim çaldığında,
öyle yoklar dururum.
Düşüncem bulanık yokluğunda,
öyle yoklar dururum.
Düşüncem bulanık yokluğunda,
-delirdim mi ne?
bakar dururum.
yılmaz erbay
bakar dururum.
yılmaz erbay
2.10.11
Akzambak-3
Paylaş
Akzambak-3
Yıllara teğet çizilmiş geçmişimin içinde
sensizliğin ızdırabını yaşıyorum.
Kaynak: BeyForuM http://www.beyforum.net/forum/asigim-diyorsan-buraya/1207-akzambak-quotbir-ask-hikayesiquot.html#post1774
Çiselenmiş bedenimini tamire çalışmanın
ne kadar anlamsız olduğu kanısında
hem fikir arkadaşlarım.
Geçmişime bağlılığım aptallığımdan mıdır bilinmez?
Lakin yokluğunda ki sersemliğimden de pişmansızdım.
Her zaman ki yerde.
Aşk ın tam ortasında...
Daha geçen rastladım Çise nin soğuk, sanal kelimelerine.
Uzun zaman alan köreltmeye çalıştığım duygularımı
savurdu rüzgarında.
Bir kelimesi yeterliydi.
Aşkın kalacağım, sende.
Uzağın anlamsızlığında düğümlendi cümlelerim.
Kırık şişelerde taradım yüzünün suretini.
Bulanık başlangıçların sardı hayalimi.
Kirpiklerimin açılıp kapanma mesafesinde hatıralarım.
Canlanan yeni yetme değildi hissiyatım.
Ben bütün doğamı kurduğum bu sözlere adadım.
Sen vardın ve sen olacaktın.
Ölümü bekleyen hastalıklı bedenime ilacım.
Oysa mutlu olmanın çözümsüzlüğünü çoktan aşmıştım.
Çise akacaktı yanaklarımdan gülücüklerimin ortasına.
Sır perdelerimi aralayacaktım dolunayda ve baharda.
satırlara sığdıramadığım Aşk ı anlatacaktı dilim.
Öpücüklerimde insan olacaktım, yaşamanın değerini bilen.
Sonsuzluğun tadına nefesin de varmaktı planlarım.
oysa sen kaçtın.
Arkana bakmadan hemde.
Değer vermeden yok olmaktı sevgisizliğe.
Dedim senin mecnunun benim
arama artık başka sevda yanındayım işte
Ve yokluğumda söküp atamazsın,
kalbin bağlı tüm isteklerime.
Yılmaz Erbay
31.05.2009
Akzambak-3
Yıllara teğet çizilmiş geçmişimin içinde
sensizliğin ızdırabını yaşıyorum.
Kaynak: BeyForuM http://www.beyforum.net/forum/asigim-diyorsan-buraya/1207-akzambak-quotbir-ask-hikayesiquot.html#post1774
Çiselenmiş bedenimini tamire çalışmanın
ne kadar anlamsız olduğu kanısında
hem fikir arkadaşlarım.
Geçmişime bağlılığım aptallığımdan mıdır bilinmez?
Lakin yokluğunda ki sersemliğimden de pişmansızdım.
Her zaman ki yerde.
Aşk ın tam ortasında...
Daha geçen rastladım Çise nin soğuk, sanal kelimelerine.
Uzun zaman alan köreltmeye çalıştığım duygularımı
savurdu rüzgarında.
Bir kelimesi yeterliydi.
Aşkın kalacağım, sende.
Uzağın anlamsızlığında düğümlendi cümlelerim.
Kırık şişelerde taradım yüzünün suretini.
Bulanık başlangıçların sardı hayalimi.
Kirpiklerimin açılıp kapanma mesafesinde hatıralarım.
Canlanan yeni yetme değildi hissiyatım.
Ben bütün doğamı kurduğum bu sözlere adadım.
Sen vardın ve sen olacaktın.
Ölümü bekleyen hastalıklı bedenime ilacım.
Oysa mutlu olmanın çözümsüzlüğünü çoktan aşmıştım.
Çise akacaktı yanaklarımdan gülücüklerimin ortasına.
Sır perdelerimi aralayacaktım dolunayda ve baharda.
satırlara sığdıramadığım Aşk ı anlatacaktı dilim.
Öpücüklerimde insan olacaktım, yaşamanın değerini bilen.
Sonsuzluğun tadına nefesin de varmaktı planlarım.
oysa sen kaçtın.
Arkana bakmadan hemde.
Değer vermeden yok olmaktı sevgisizliğe.
Dedim senin mecnunun benim
arama artık başka sevda yanındayım işte
Ve yokluğumda söküp atamazsın,
kalbin bağlı tüm isteklerime.
Yılmaz Erbay
31.05.2009
Akzambak-2
Paylaş
AKZAMBAK 2
Devam edeceğini bilerek nefes duraksamalarımın aldığın oksijeni paylaştım. Gölgen olmuştu bir seksen bu beden. Takip edilen aşktım. Yazarların romanlarındaki kahramanlardan biriydim artık. Her sayfada adı geçen, esrarengiz ve aşka mahkûm çaresiz bir ben. Tanımaya çalışanların hayal dünyasında farklı suretlerde çıkıyordum ortaya. Nedeninde ulaşılma duygusu vardı aşka ve aşkı yaşayana. İnsanoğlunun var oluşundan bu yana istediği en yüce aşk olmuştu bendeki bu sana olan TUTSAK TUTKUNLUK. Senin gülüşlerinde cennetti mekânlar. Rüzgar silemezdi tenimdeki saç izlerini. Elbiselerimde kalan kokunu sabahlara kadar kokladığımı bilirim. Manyaksın sen dediğim halde yastığımın yüzü olmuştu yüzün. Ayaklarım basmaz oldu yere. Duymadığım en güzel sabahları kaçırmışım sen yokken. Kuşların şarkıları olmuş sevdan. Kıskanıldım gözlerinde boğulurken. Sen sandılar bende ki aşkın gerçeğini. Seni almaya çalıştılar elimden. Oysa seni bağlayan bendeki sevdaydı. Benim aşkımın büyüklüğüydü ikimizi de mutlu kılan. Bensizken benim sensiz halim gibi yataklarda sen diye sayıkladın. Oysa ne sen vardın seni anlatmaya çalıştığım; Ne de ben. Aşktı bizi biz yapan. Çaresizliğimden yazamadığım kelimelerin esiri oldu kalemim. Unutulmayacak sevdanda yüreğimin sesi. Bazen isyan bazense güneşin en parlak rengi. Ağladığın anlar iç çekişlerini sapladın ciğerime. Döktüğün gözyaşlarında yitip gitti cesaretim. Çaresizdim. Aşkı üzgün bir çaresiz.
yokluğunda sayfa sayfa yazdım adınla başlayan kelimeleri. her güzel şeyde seni gördüm. dünya o kadar küçülmüştü ki seninle. Elimi attığım her yerdeydin. çiçekte, yağmurda, bulutta, dolunayda, yaprakta, beyaz bir sayfada, her renkte. tatlı küçük bir kız çocuğunun sevimli gamzelerinde. karnımı doyurmak için yemek yemedim; senin aşkını yaşatmak için yedim yemeklerimi. uykularım kendim için değildi; rüyalarımda seni görmek içindi. çok gece sigara dumanları içinde suretin geldi yanıma. dikkatimi toplayamaz olmuştum. işlerimi yarım yamalak yapıyor sonuna varamadan bitiriyordum. Oysa sen geldiğinde ne kadar çabuk ve mutlu geçiyordu zaman. farkına varamadan yaşlanıyorum. daha dün yanlız kalan beyaz saçımın yanında bir arkadaşı daha olmuş. sana samimi bir itirafda bulunuyum mu? ben en çok boynuma sarıldığın anlarda nefesini kulağımın arkasında hissettiğimde kendimden geçmiştim. senden geçmektense, kendimden geçmeyi yeğlerim. çocukca duygularımı hissettiğinde ne kadar dalga geçmiştin. tiklerim vardı çocukca ve keşfedilmeyen. sana olan bağımlılığımdan eksik sana ulaşmaya çalıştığım eylem kadar basit. Aşkı senden daha çok hissetmenin, bana verilmiş görev olduğunu düşündüm. Onu ben taşıyordum sense bu rüyanın başrölü.
Yaralarıma tuz bastım yıllarca. acıyı yaşamayı sana kavuşmanın bedeli olarak gördüm. bir yerde tad vermeye başladı acın. aynalarda başkasını görüyorum. bu ben değildim. esir alınmış bedenimin, kalbim tarafından yavaş yavaş ölümünü izliyorum. Kalp bu. Bu kadar acımasız olur mu? Kalbin zehrini akrep gibi kendisine akıtmasını beynim anlamıyor. bedenimle kalbimin düşmanlığında mantık sınırlarım taşmış. karambole düşünüyor günü birlik. beyin geçmiş güzel anların fotoğrafıyla savunuyor bedeni. bir nevi panzehiri. sevimli karelerde gözlerinle karşılaşıyorum. içine düştükçe derinleşen yaralarımda kanın değil gökyüzünün rengiyle karşılaşıyorum.farkında olmasamda yokluğunla ne kadar paranoyayım. gülüyorum ara sıra yaptıklarıma. Tam son bir kahkaha ile bakarken fotoğrafına. Sallandığın salıncağın ipi düğüm oluyor boğazıma. kahkaha kendini hıçkırığa bırakıyor. gözlerse eşlik etmiş yağan yağmura...
Bölüm 1: İlk Bakış Gün sabahı öğleye doğru adımlarını yaklaştırmış. Herzaman ki sabah mahmurluğundayım. Kafeteryadayım, biraz açılmak biraz dağıtmak için dün geceki yoğunluğumu. Birkaç gurup oluşmuş burada. Kişilerin arasından çıkan sevimli mi sevimli çıtıpıtı, düz saçlı, irice gözleriyle adını arkadaşlarının seslenişlerinden öğrendiğim Çise ile karşılaşıyorum.Çise: "Gelsene sohbet edelim." Adımlarımın ağır çekiminde cesedi soluk benizli ruhumu bıraktım oturduğum sandalyede. şaşkın şaşkın gittim yanlarına.önce ben oturdum sonra da çişe. iki dakika önce gözlerimin takıldığı; teslim bayrağını çektiğim ayyüzlümün Çise'min yanındaydım.Kalbim ritmini hızlandırmış ellerim ayak titremelerini durdurmaya çalışıyordu.Çise:- Merhaba nasılsın? - ismin nedir?Yiğit: -Adım Yiğit. Yiğit Kaplan. - ya senin adın ne? Bilidiğimi bilmesini istemedim. onu takip ettiğimi anlamasın. yoksa utanırdım. sustu iki saniye. sanki adını bildiğimi biliyordu da bu bilmemezliğe vurup sormam onu kızdırmıştı. acaba hissettiklerimi anlamışmıydı. Yanaklarım da sıcaklık algıladım biran.Çise: - Çay içen var mı millet? bendensiniz!... hiç bu kadar bedavacıyı bir arada görrmemiştim. Etraftaki onca erkekten bir tanesinin çıkıp ben alırım sen zahmet etme demesini bekledim. yada Çise'nin yanımdan uzaklaşmaması içindi düşüncelerim. hem nede olsa ben misafirdim.Çise çoktan fırlamış çay ocağının yanında tepsiye dolu bardakları diziyordu. daha fazla duramadım.Yiğit: - sana yardım edeyim.Çise: - Ahh. çok teşekkür ederim. - şekeri getirir misin?Yiğit: - Tabi ne demek. Çise elindeki tepsiyi masanın ortasına bırakmıştı ve benden şekeri almak için uzandı. bir an göz göze geldik. oysa ellerimiz bizden önce hevesliydi buluşmaya. şeker kasesi yerine elimi tutmuştu.Bunu bilerekmi yapıyordu. Beni çayda eriyen şekerlere döndürdün be Çise. Aşkım...
çay bardakları birer birer kapışıldı. son bardağı eda almıştı. eda uzun boylu, siyah gözlü, dalgalı uzun saçlı bakışlarının arkasında kendini beğenmiş, kıskançlık duygularını yüz mimikleriyle saklamaya çalışan yapısıyla teşekkürlerini ifade etmeye çalışıyordu. Fakat bunu başaramaması matematikte iki artı ikinin cevabını bilmek kadar zor değildi. mimiklerinden Çise'nin boğazını sıkacakmış havasını seziyordum. çaylarımızı karıştırırken Çise ile gözlerimiz tekrar buluştu. Birbirimize o kadar çok şey anlatmıştılar ki, dilimiz bu söyleşiye ortak olmak ister gibi kesti bakışları. Çise: - Hangi bölümdesin?Yiğit: - İktisadi İdari Bilimler. Ya sen?Çise: - Kamu Yönetimi Ne zaman bir kamu yönetimi lafı geçse, ortam birden siyasete ve yönetim şekline geliyordu. yine aynı konularda tıkanmıştı masadaki ahali.Cevdet sert bir çıkışla daldı hemen konuya. Lakin ne ben ne Çise bakışlarımızın arasına bırakın birilerini yada birşeyleri, lafları bile sokmuyorduk. Cevdet de anlamış olmalıydı ki bizim kendisini dinlemediğimizi kibarca sustu. yoksa ben susturmayı düşünüyordum. ama cevdet o kadar iyi bir arkadaştı ki bunu ona nasıl ifade edeceğimi düşünürken kendisi kendisinden bekleneni yaptı. Cevdet yirmiyedi yaşında okumaya sonradan karar vermiş, hayatı sindire sindire yaşamış, olgun, biraz kilolu, yüzü saf ve temiz bir arkadaştı. onunla aynı sınıftaydık. başarılı bir öğrenciydi. Suskunluğumuz herkezi susturmuştu. Kimisi sıkıldı ve gitti, kimide kıskançlığından. Kıskanan tabikide masanın alımlı ama kaprisli kızı edaydı. Sadece ikimiz kalmıştık. Sanki yapılacak hiç işimiz yok, dünya durmuş ve biz boşlukta görünmeyen bir bağ ile kalakalmıştık. Dayanamadım. Dizinin üstünde duran eline yavaşça ve ürkerek elimi koydum. Bu yaşıma gelene kadar böyle bir duyguyu, bu şekilde bir eylemle ilk kez hissediyordum. Çise donmuştu, diğer elini benim elimin üstüne koydu. Elimin üstünde elin var oynuyorduk. Ne tuhaftı. Aynı şeyleri düşünüyorduk. Aynı anda gülümsedik. Yıldırımlar yoktu ama biz çarpılmıştık. Aşk tı bu... Yeni başlayacak bir Aşk. sonunu düşünmeden başlanan bir Aşk. Aşk işte öyle olmalıydı. Ne zaman, nerde başlayacağı belli mi olurdu?
"İki elimin arasında beynimin çalışmadan kalbimi izlediğini hissediyorum. kalbim bir o kaburgama bir bu kaburgama vuruyor. beyaz giyimli insanların arasında dolaşan sözlerimin ne manası var ki. bazen cevap versemde onlara çoğu zaman duymuyorum bile. Aşkım geliyor yanıma oturuyor. gözlerindeki mutluluğu paylaşıyor benimle. O kadar mutsuzdum ki o gelmeden önce. yemek diye verdiklerinde aradığım bir şefkat. besine değil sevgiye ihtiyacım var. Duvarlarda yürüyen sevdam adlı bir kelebek çarpıyor gözüme. yokluk ve varlıkta kalakalmış yaşamamak yada yaşamak için mi çabalıyor yoksa sadece beni mi izliyor.. Elimin tırnakalarını geçirmek istiyorum boynuma lakin kollarım arkadan kavranmış.. bağlı vücudumda kaybolan sinirsel hareketlerimi çözümlemek istercesine çırpınıyorum. ölüyorum..."Elimi çaycı mükerrem abinin sesi ile çekiyorum Çisenin elinden. mükkerrem abi herzaman ki gibi neşeli ve espirili dokunduruyor lafını.M._ hoop aile var çocuklar..gülüşüyoruz. Mükerrem abiden izin isteyip çıkıyoruz kafeteryadan.izin değil aslında ama ikimizde utancımızdan ne yaptığımızı bilmiyoruz. sanki ne varsa utanacak. gerçek aşk utandırıyormuş meğer. sokaklar bizim. hafif parçalı bulutlu yağmur ara ara yağıyor Ankara ya. daha tanışalı yarım saat bile olmadı. biz kırk yıllık sevgililer gibi el ele dolaşıyoruz sokak aralarında. epey yürümüşüz.Çise:- oturalım mı bir yerlerde?Yiğit:_ olur. şu cafe nasıl?Çise:- benim için sakıncası yok içeri giriyoruz cam kapıdan. yakamoz adında bir cafe burası. müzikler hoş. ortamda. dalıyorum bir an avizenin üstündeki minik serçeye. sesini duyurmak için çırpınan, gagasıyla kanatlarını kaşıyan bir serçe bu. Aşk ın melodisini çalıyor...
cafeden içeri girdiğimizde, gözlerim yanlız kalabileceğimiz bir yer aradı. köşede iki tahta sandalyenin, üzeri beyaz bir örtü ile örtülmüş kare masaya sahiplenmiş, bizi beklercesine ortasında bir demet çiçek kondurulmuş olduğunu gördüm. Çise benden önce davrandı ve kaptı masayı. içerisi salı pazarı telaşında koşuşturan garsonlarla dolu. Esmer uzun boylu yeşil gözlü manken tavırlarında delikanlı yanımıza geldi. -- Ne alırdınız?Yiğit: -- Menü lütfen.Çise: -- evet bana da aynısından.İkimiz birden patlatmıştık kahkahayı. Garson da yeni yetme kendinden emin espiriye ortak oldu. -- Menünüzü sıcak mı arzu edersiniz? soğuk mu? Çise nin suratı birden anlamsızlıklar içinde soluk bir hal almıştı. Garson beklenmeyen bu tavır karşısında söyleyecek söz bulamadan döndü ve gitti. iki dakika geçmedi, gayet ciddi, buyrun efendim diyerek uzattı menüleri. Çise: -- Ben bir mantarlı ufak pizza yiyeceğim,. yanındada kola.Yiğit: -- Ben bir sütlü nescafe rica edeceğim.Çise: -- Sen yemek yemiyormusun?Yiğit: -- Yok. ben kahvaltıyı geç yaptım o yüzden acıkmadım daha.Çise: -- peki sen bilirsin. yanlız belirtiyim pizamı paylaşmam." İki kap yemek geliyor önüme. Birinde çorba, diğerinin adını bilmiyorum. Aşkı izlemek isterdim şimdi. onun pizza yediği anı canladırdım gözümde. O yerken ben doymuştum. Aşkı besliyordum için için. üstünede bir yudum kahve. duvarlarda cafenin manzara çerçeveli resimleri. birinde nehrin akıntısı bir ağaç köküne diğerinde güneşin ışınları dağ gölgesine vuruyor. beyaz ve morun göz alıcı ışınları tepemde, Aşkın yaktığı tenimi aydınlatıyor. kollarımı kaldıramıyorum. Alışkanlıklar arasında saplantı olmuş hareket kıstaslarım. Aşka beyni adapte edeli. çözümün yokluğuna vurgun yemiş kalp içgüdüsel hareket etmekte. sevda adına yazılan türküler silik birer melodi. Haykırıyor beden ve vuruyor yerden yere kendini. Ey aşk hadi yarala beni. Hayalinle yetineli çok uzun zaman geçti." Kahvemi yudumlarken onun pizza yı yemesini keyifle izliyordum. bu arada Çisemin arkasındaki duvarda iki çerçeve dikkatimi çekti. ikiside ayrı güzel manzara resmiydi bu. Yiğit: -- Nasıl güzele benziyor pizza biraz verirmisin?Çise: -- hayır. dedim sana pizzamı paylaşmam. Kelimeleri zor anlıyordum. yemek yerken konuşulduğunda anlamam da güç oluyordu. bir başkası olsa tuhafıma giderdi ama Çise gözüme farklıydı. Garson tabakları alırken biz daha iki kelimeyi bir araya getirememiştik. Konuşmak önemini yitirmiş, bakışlarımızın bizi ele verdiği anlara geçmiştik. hiç acelem yoktu onu tanımak için. Çünkü onu tanıyordum. o benim ikizimdi sanki. Zaman ne çabuk geçiyordu yanında. geleli üç saat oldu. hava kararmaya başlamış, tatlı bir yol telaşı almış insanları. hesabı istedim. Erkeğine güven veren kızlara bayılırım. az ve öz konuştu.Çise: -- Bir daha ki sefere ben vereceğim hesabı.--tamam.dedim hafif bir tebessümle.Hava ılıman, yaz akşamı. elimse kapıdan daha adım ataratmaz ellinin tutsağı. eve gideceğini söylüyor. otobüs durağı ise ayrılık mekanı. yol bitmesin. ayrılmayalım. ya yarin olmazsa. ya tekrar kavuşmazsa ellerim ellerine. ya gözlerinin içine düşemezsem tekrar. ya unutursan bir uykudan sonra beni. yaraladın ve gidiyorsun. Ayrılık kısa sürsün ara beni. telefonunu bekliyorum. arayacağım diyerek biniyor otobüse. duman altı el sallıyor boş kalan elim. son bir kez bakıyorum rüzgar dalgası saçlarının savrultusuna. kayıp giden yıldızımın arkasından dilek tutuyorum. Arasın beni...
Akıp giden yıllarım eşlik ediyor bitmeyen yollara. Eve gitmem gerektiğini biliyorum ama nereye ne tarafa gittiğimi bilmiyorum. Yürüyorum akşam karanlığı çökmüş ruhumla başbaşa. Cep telefonumda gözüm. Hadi çalsana! Sana dünyanın parasını veriyorum ve sen ihtiyacım olduğunda beni yarı yolda bırakıyorsun. Bir dakika geçmiş son baktığımdan beri telefona. Uzağı farketmeyen ayaklarım, yorulmak bilmiyor. Evdeyim. İki saati aşkın yürüdüğüm içindir ki ayaklarım sızlıyor. Oturduğum koltukta, karşımda televizyon elimde cep telefonum var. Hala çalmadı, hala aramadın. Gözlerim isyanlarda dalıyorum uykuya.-- Ertesi Gün--- Sabahın kahvaltısız geçen saatlerinin bu kadar güzel olduğunu düşünemezdim. Açtım ama mutluydum. Gülüyorum kendime hem aç hem mutlu bir insan nasıl olurdu? Önce çayı ocağa koydum. su ısınana kadar etrafı toparladım. Bir an duvardaki annemin ve babamın evlilik fotoğraflarında takıldım kaldım. Özlemiştim onları. Beş yıl olmuştu ailemi trafik kazasında kaybedeli. Evin tek çocuğuydum ve ailemin bu dünyada beni yanlız bırakmasına isyan etmiyordum. İnanclarımla, bana kalan bu üç odalı ev, babamın emekli maaşı ve bankada kalan biraz parayla hayatımı sürdüyordum. Mutluluğu hayal ediyordum. Galiba onu yakaladım. Kahvaltımı herzaman ki gibi sıkı yaptım. bugün okula erkenden gitmek istiyordum. Güneş sıcaklığını taze yaprakların arasından vuruyordu yüzüme. sağda solda bir kaç öğrenci, kimi muhabbette kimi ise yayılmış çimliklere. Tahta emektar bankın en ucuna oturuyorum. Yol kenarı burası. Gelen geçeni izlemek belkide Çisemi görmek umuduyla takipteyim. Bir dal sigara daha alevleniyor kalbimle birlikte. içine çektikçe bağımlı; içine çektikçe ölüme daha yakın.
" Dumanınımda bir umudu yakalamış, bir şey söyleyecekmiş gibi yanaşıyor doktorum. şimdi çözüldü çözülecek sanıyor. oysa kendimle çoktan çözülmüşüm. Aşka konuştuğum yıllarımı şimdi tükettiğim sözlerle anlatamam ki ona. Kavgam ruhumla. Bıraktığın yerde ağlayan yaramla. " İşte o!.. Deprem sarsıntısında sonun başlangıç ayakları bunlar. Issız adada kurtarıcısını bekleyen avare ben; Fırlıyorum yerimden. Çise'den önce rüzgarı geliyor suratıma. Onun ruhumu temizleyen kokusu vuruyor beynimin en ücra cennet hücrelerine. Varlığımı unutuyorum sanki tövbe tövbe. selam diyor ve sarılıyor, ayak uçlarına basarak boynuma. sonrası daha vahim bir öpücük sadece sol yanağıma. Kıskançlık krizlerinde diğer yanağım buz kesiyor. Dilde zaten bir tutukluk. Dudaklarım inceden gülümsemede.Yiğit:-- selam.Çise:-- Erkencisin bugün?Yiğit:-- Aramanı bekledim bütün bir gün.Çise:-- Daha bir gün olmadı. Yiğit:-- Bana bir ömür geldi.Çise:-- Çok tatlısın. Arayacaktım fırsat olmadı üzgünüm.Yiğit:-- Yok önemli değil. Gerçekten.Aslında içim içimi yemişti. Çok önemliydi araması, onun üzgünüm demesiyle yalan söylemiştim.Çise:-- Benim dersime daha iki saat var. istersen dışarı çıkalım. ya sen? dersin var mı?Yiğit:-- Ben erken geldim. Canım sıkıldı biraz. Kim var kim yok bakıyım dedim. nereye gidiyoruz.Çise:-- Yolun karşısında güze bir cafe var oraya gidelim mi?Yiğit:-- Olur.Elim istemsiz uzanırken eline o benden önce davrandı. Karşılıksız değildi sevgim. Allah'ım Mutluyum.
Giderken Cevdet'le karşılaşıyoruz. Ellerimiz birbirine kelepçe. Tebessümle başını sallıyor ve geçiyor yanımızdan. İyi bir arkadaş bu Cevdet. Rahatsız etmek istemiyor belli. Cafeye gitmek için akıp giden trafiğin durulmasını bekliyoruz. Çise gözlerini odaklamış gözlerime. " İçinde umutlarımı beslediğim gözlerini göremiyorum artık. Duvar renkleri siyaha döndü. Sense kokunu bile aldın cennetimden. Cehennemin orta yerinde bırakma beni tut ellerimi. Anlayamazsın benim yaşadıklarımı. Bakma öyle ışıklarınla göz bebeklerime. Aslında hareketim ritmik birer isyan. sen göremiyorsun onları. tek tek sayıyorum görünüşte durduğum yılları. oysa eylem bu duraksama bin yıl sürecek. bana Aşktan haber verecek."
Kaynak: BeyForuM http://www.beyforum.net/forum/asigim-diyorsan-buraya/1207-akzambak-quotbir-ask-hikayesiquot.html#post1773
Küçük çam ağaçları arasında, büyük camları olan cafeye geldik bile. İçerisi öğrenci dolu. Dersi asanlar, canı sıkılanlar, oyuna merak salanlar, öğrenmeye kapalı olan ama sosyalliğe adım atmak isteyen öğrenciler. Halbukisi bizim durumumuz farklı. Biz zamanı ortak paylaşım için burdayız. Aşk için... Yeşil örtülü masalarda okey taşları, iskambil kağıtları ve türlü strateji oyunları. Etraflarını dörderli bazen daha çoklu insanlar kaplamış. müzik kutusunda en çok dinlenen müzikler. köşelerde kırmızı deri kaplama koltuklar, üzerlerine yayılmayı bekleyen çiftleri çağırıyor. Varıyoruz boğa misali bir tanesine. İki çay söylüyorum ince bardaktan.
Çayı iki şekerli içiyordu Çise. Çay kaşığının sesinde fısıldadı kulağıma.Çise:--Burası bizim yerimiz olsun. Herzaman gelelim olur mu? Olur gibisine gülmüştüm gülen yüzüne.Yiğit:--Çise... dün hep seni düşündüm. --içimde birseyleri alıp gittin. bir yanım seninle uykuya yattım. --Bana neler oluyor. Çalışmam gereken derslerim vardı ama seni düşünmekten çalışamadım.Çise:--Bende seni düşündüm. Gözlerinin manasını silemedim aklımdan. uykum kaçtı. Gece yarısı kalktım kendime kahve yaptım. Ders çalışıyım dedim ama yapamadım. Okuduklarım aklıma girmiyordu. İnanmıyorum yaa. Bunun sebebi şu an yanımda ve ben ona bir şey yapmıyorum. senin yüzünden uykusuz kaldım!...Yiğit:--Canım benim... Buz tutmuş ellerimi yüzünde ısıttım Aşkımın. Benim parçam gibiydi sanki. kolum, bacağım, aklım, yüreğim... Kendime doğru çektim omuzundan, yasladım başını göğsüme. Baba şefkatinde okşadığım saçlarının kokusu çiçek bahçesiydi. Dün gözlerinde gördüğüm aşkın sözleri ; Bugün tatdığım ile aynıydı. İlk bakışım da AŞK'tın, Aşk olarak devam ediyorsun.
AKZAMBAK 2
Devam edeceğini bilerek nefes duraksamalarımın aldığın oksijeni paylaştım. Gölgen olmuştu bir seksen bu beden. Takip edilen aşktım. Yazarların romanlarındaki kahramanlardan biriydim artık. Her sayfada adı geçen, esrarengiz ve aşka mahkûm çaresiz bir ben. Tanımaya çalışanların hayal dünyasında farklı suretlerde çıkıyordum ortaya. Nedeninde ulaşılma duygusu vardı aşka ve aşkı yaşayana. İnsanoğlunun var oluşundan bu yana istediği en yüce aşk olmuştu bendeki bu sana olan TUTSAK TUTKUNLUK. Senin gülüşlerinde cennetti mekânlar. Rüzgar silemezdi tenimdeki saç izlerini. Elbiselerimde kalan kokunu sabahlara kadar kokladığımı bilirim. Manyaksın sen dediğim halde yastığımın yüzü olmuştu yüzün. Ayaklarım basmaz oldu yere. Duymadığım en güzel sabahları kaçırmışım sen yokken. Kuşların şarkıları olmuş sevdan. Kıskanıldım gözlerinde boğulurken. Sen sandılar bende ki aşkın gerçeğini. Seni almaya çalıştılar elimden. Oysa seni bağlayan bendeki sevdaydı. Benim aşkımın büyüklüğüydü ikimizi de mutlu kılan. Bensizken benim sensiz halim gibi yataklarda sen diye sayıkladın. Oysa ne sen vardın seni anlatmaya çalıştığım; Ne de ben. Aşktı bizi biz yapan. Çaresizliğimden yazamadığım kelimelerin esiri oldu kalemim. Unutulmayacak sevdanda yüreğimin sesi. Bazen isyan bazense güneşin en parlak rengi. Ağladığın anlar iç çekişlerini sapladın ciğerime. Döktüğün gözyaşlarında yitip gitti cesaretim. Çaresizdim. Aşkı üzgün bir çaresiz.
yokluğunda sayfa sayfa yazdım adınla başlayan kelimeleri. her güzel şeyde seni gördüm. dünya o kadar küçülmüştü ki seninle. Elimi attığım her yerdeydin. çiçekte, yağmurda, bulutta, dolunayda, yaprakta, beyaz bir sayfada, her renkte. tatlı küçük bir kız çocuğunun sevimli gamzelerinde. karnımı doyurmak için yemek yemedim; senin aşkını yaşatmak için yedim yemeklerimi. uykularım kendim için değildi; rüyalarımda seni görmek içindi. çok gece sigara dumanları içinde suretin geldi yanıma. dikkatimi toplayamaz olmuştum. işlerimi yarım yamalak yapıyor sonuna varamadan bitiriyordum. Oysa sen geldiğinde ne kadar çabuk ve mutlu geçiyordu zaman. farkına varamadan yaşlanıyorum. daha dün yanlız kalan beyaz saçımın yanında bir arkadaşı daha olmuş. sana samimi bir itirafda bulunuyum mu? ben en çok boynuma sarıldığın anlarda nefesini kulağımın arkasında hissettiğimde kendimden geçmiştim. senden geçmektense, kendimden geçmeyi yeğlerim. çocukca duygularımı hissettiğinde ne kadar dalga geçmiştin. tiklerim vardı çocukca ve keşfedilmeyen. sana olan bağımlılığımdan eksik sana ulaşmaya çalıştığım eylem kadar basit. Aşkı senden daha çok hissetmenin, bana verilmiş görev olduğunu düşündüm. Onu ben taşıyordum sense bu rüyanın başrölü.
Yaralarıma tuz bastım yıllarca. acıyı yaşamayı sana kavuşmanın bedeli olarak gördüm. bir yerde tad vermeye başladı acın. aynalarda başkasını görüyorum. bu ben değildim. esir alınmış bedenimin, kalbim tarafından yavaş yavaş ölümünü izliyorum. Kalp bu. Bu kadar acımasız olur mu? Kalbin zehrini akrep gibi kendisine akıtmasını beynim anlamıyor. bedenimle kalbimin düşmanlığında mantık sınırlarım taşmış. karambole düşünüyor günü birlik. beyin geçmiş güzel anların fotoğrafıyla savunuyor bedeni. bir nevi panzehiri. sevimli karelerde gözlerinle karşılaşıyorum. içine düştükçe derinleşen yaralarımda kanın değil gökyüzünün rengiyle karşılaşıyorum.farkında olmasamda yokluğunla ne kadar paranoyayım. gülüyorum ara sıra yaptıklarıma. Tam son bir kahkaha ile bakarken fotoğrafına. Sallandığın salıncağın ipi düğüm oluyor boğazıma. kahkaha kendini hıçkırığa bırakıyor. gözlerse eşlik etmiş yağan yağmura...
Bölüm 1: İlk Bakış Gün sabahı öğleye doğru adımlarını yaklaştırmış. Herzaman ki sabah mahmurluğundayım. Kafeteryadayım, biraz açılmak biraz dağıtmak için dün geceki yoğunluğumu. Birkaç gurup oluşmuş burada. Kişilerin arasından çıkan sevimli mi sevimli çıtıpıtı, düz saçlı, irice gözleriyle adını arkadaşlarının seslenişlerinden öğrendiğim Çise ile karşılaşıyorum.Çise: "Gelsene sohbet edelim." Adımlarımın ağır çekiminde cesedi soluk benizli ruhumu bıraktım oturduğum sandalyede. şaşkın şaşkın gittim yanlarına.önce ben oturdum sonra da çişe. iki dakika önce gözlerimin takıldığı; teslim bayrağını çektiğim ayyüzlümün Çise'min yanındaydım.Kalbim ritmini hızlandırmış ellerim ayak titremelerini durdurmaya çalışıyordu.Çise:- Merhaba nasılsın? - ismin nedir?Yiğit: -Adım Yiğit. Yiğit Kaplan. - ya senin adın ne? Bilidiğimi bilmesini istemedim. onu takip ettiğimi anlamasın. yoksa utanırdım. sustu iki saniye. sanki adını bildiğimi biliyordu da bu bilmemezliğe vurup sormam onu kızdırmıştı. acaba hissettiklerimi anlamışmıydı. Yanaklarım da sıcaklık algıladım biran.Çise: - Çay içen var mı millet? bendensiniz!... hiç bu kadar bedavacıyı bir arada görrmemiştim. Etraftaki onca erkekten bir tanesinin çıkıp ben alırım sen zahmet etme demesini bekledim. yada Çise'nin yanımdan uzaklaşmaması içindi düşüncelerim. hem nede olsa ben misafirdim.Çise çoktan fırlamış çay ocağının yanında tepsiye dolu bardakları diziyordu. daha fazla duramadım.Yiğit: - sana yardım edeyim.Çise: - Ahh. çok teşekkür ederim. - şekeri getirir misin?Yiğit: - Tabi ne demek. Çise elindeki tepsiyi masanın ortasına bırakmıştı ve benden şekeri almak için uzandı. bir an göz göze geldik. oysa ellerimiz bizden önce hevesliydi buluşmaya. şeker kasesi yerine elimi tutmuştu.Bunu bilerekmi yapıyordu. Beni çayda eriyen şekerlere döndürdün be Çise. Aşkım...
çay bardakları birer birer kapışıldı. son bardağı eda almıştı. eda uzun boylu, siyah gözlü, dalgalı uzun saçlı bakışlarının arkasında kendini beğenmiş, kıskançlık duygularını yüz mimikleriyle saklamaya çalışan yapısıyla teşekkürlerini ifade etmeye çalışıyordu. Fakat bunu başaramaması matematikte iki artı ikinin cevabını bilmek kadar zor değildi. mimiklerinden Çise'nin boğazını sıkacakmış havasını seziyordum. çaylarımızı karıştırırken Çise ile gözlerimiz tekrar buluştu. Birbirimize o kadar çok şey anlatmıştılar ki, dilimiz bu söyleşiye ortak olmak ister gibi kesti bakışları. Çise: - Hangi bölümdesin?Yiğit: - İktisadi İdari Bilimler. Ya sen?Çise: - Kamu Yönetimi Ne zaman bir kamu yönetimi lafı geçse, ortam birden siyasete ve yönetim şekline geliyordu. yine aynı konularda tıkanmıştı masadaki ahali.Cevdet sert bir çıkışla daldı hemen konuya. Lakin ne ben ne Çise bakışlarımızın arasına bırakın birilerini yada birşeyleri, lafları bile sokmuyorduk. Cevdet de anlamış olmalıydı ki bizim kendisini dinlemediğimizi kibarca sustu. yoksa ben susturmayı düşünüyordum. ama cevdet o kadar iyi bir arkadaştı ki bunu ona nasıl ifade edeceğimi düşünürken kendisi kendisinden bekleneni yaptı. Cevdet yirmiyedi yaşında okumaya sonradan karar vermiş, hayatı sindire sindire yaşamış, olgun, biraz kilolu, yüzü saf ve temiz bir arkadaştı. onunla aynı sınıftaydık. başarılı bir öğrenciydi. Suskunluğumuz herkezi susturmuştu. Kimisi sıkıldı ve gitti, kimide kıskançlığından. Kıskanan tabikide masanın alımlı ama kaprisli kızı edaydı. Sadece ikimiz kalmıştık. Sanki yapılacak hiç işimiz yok, dünya durmuş ve biz boşlukta görünmeyen bir bağ ile kalakalmıştık. Dayanamadım. Dizinin üstünde duran eline yavaşça ve ürkerek elimi koydum. Bu yaşıma gelene kadar böyle bir duyguyu, bu şekilde bir eylemle ilk kez hissediyordum. Çise donmuştu, diğer elini benim elimin üstüne koydu. Elimin üstünde elin var oynuyorduk. Ne tuhaftı. Aynı şeyleri düşünüyorduk. Aynı anda gülümsedik. Yıldırımlar yoktu ama biz çarpılmıştık. Aşk tı bu... Yeni başlayacak bir Aşk. sonunu düşünmeden başlanan bir Aşk. Aşk işte öyle olmalıydı. Ne zaman, nerde başlayacağı belli mi olurdu?
"İki elimin arasında beynimin çalışmadan kalbimi izlediğini hissediyorum. kalbim bir o kaburgama bir bu kaburgama vuruyor. beyaz giyimli insanların arasında dolaşan sözlerimin ne manası var ki. bazen cevap versemde onlara çoğu zaman duymuyorum bile. Aşkım geliyor yanıma oturuyor. gözlerindeki mutluluğu paylaşıyor benimle. O kadar mutsuzdum ki o gelmeden önce. yemek diye verdiklerinde aradığım bir şefkat. besine değil sevgiye ihtiyacım var. Duvarlarda yürüyen sevdam adlı bir kelebek çarpıyor gözüme. yokluk ve varlıkta kalakalmış yaşamamak yada yaşamak için mi çabalıyor yoksa sadece beni mi izliyor.. Elimin tırnakalarını geçirmek istiyorum boynuma lakin kollarım arkadan kavranmış.. bağlı vücudumda kaybolan sinirsel hareketlerimi çözümlemek istercesine çırpınıyorum. ölüyorum..."Elimi çaycı mükerrem abinin sesi ile çekiyorum Çisenin elinden. mükkerrem abi herzaman ki gibi neşeli ve espirili dokunduruyor lafını.M._ hoop aile var çocuklar..gülüşüyoruz. Mükerrem abiden izin isteyip çıkıyoruz kafeteryadan.izin değil aslında ama ikimizde utancımızdan ne yaptığımızı bilmiyoruz. sanki ne varsa utanacak. gerçek aşk utandırıyormuş meğer. sokaklar bizim. hafif parçalı bulutlu yağmur ara ara yağıyor Ankara ya. daha tanışalı yarım saat bile olmadı. biz kırk yıllık sevgililer gibi el ele dolaşıyoruz sokak aralarında. epey yürümüşüz.Çise:- oturalım mı bir yerlerde?Yiğit:_ olur. şu cafe nasıl?Çise:- benim için sakıncası yok içeri giriyoruz cam kapıdan. yakamoz adında bir cafe burası. müzikler hoş. ortamda. dalıyorum bir an avizenin üstündeki minik serçeye. sesini duyurmak için çırpınan, gagasıyla kanatlarını kaşıyan bir serçe bu. Aşk ın melodisini çalıyor...
cafeden içeri girdiğimizde, gözlerim yanlız kalabileceğimiz bir yer aradı. köşede iki tahta sandalyenin, üzeri beyaz bir örtü ile örtülmüş kare masaya sahiplenmiş, bizi beklercesine ortasında bir demet çiçek kondurulmuş olduğunu gördüm. Çise benden önce davrandı ve kaptı masayı. içerisi salı pazarı telaşında koşuşturan garsonlarla dolu. Esmer uzun boylu yeşil gözlü manken tavırlarında delikanlı yanımıza geldi. -- Ne alırdınız?Yiğit: -- Menü lütfen.Çise: -- evet bana da aynısından.İkimiz birden patlatmıştık kahkahayı. Garson da yeni yetme kendinden emin espiriye ortak oldu. -- Menünüzü sıcak mı arzu edersiniz? soğuk mu? Çise nin suratı birden anlamsızlıklar içinde soluk bir hal almıştı. Garson beklenmeyen bu tavır karşısında söyleyecek söz bulamadan döndü ve gitti. iki dakika geçmedi, gayet ciddi, buyrun efendim diyerek uzattı menüleri. Çise: -- Ben bir mantarlı ufak pizza yiyeceğim,. yanındada kola.Yiğit: -- Ben bir sütlü nescafe rica edeceğim.Çise: -- Sen yemek yemiyormusun?Yiğit: -- Yok. ben kahvaltıyı geç yaptım o yüzden acıkmadım daha.Çise: -- peki sen bilirsin. yanlız belirtiyim pizamı paylaşmam." İki kap yemek geliyor önüme. Birinde çorba, diğerinin adını bilmiyorum. Aşkı izlemek isterdim şimdi. onun pizza yediği anı canladırdım gözümde. O yerken ben doymuştum. Aşkı besliyordum için için. üstünede bir yudum kahve. duvarlarda cafenin manzara çerçeveli resimleri. birinde nehrin akıntısı bir ağaç köküne diğerinde güneşin ışınları dağ gölgesine vuruyor. beyaz ve morun göz alıcı ışınları tepemde, Aşkın yaktığı tenimi aydınlatıyor. kollarımı kaldıramıyorum. Alışkanlıklar arasında saplantı olmuş hareket kıstaslarım. Aşka beyni adapte edeli. çözümün yokluğuna vurgun yemiş kalp içgüdüsel hareket etmekte. sevda adına yazılan türküler silik birer melodi. Haykırıyor beden ve vuruyor yerden yere kendini. Ey aşk hadi yarala beni. Hayalinle yetineli çok uzun zaman geçti." Kahvemi yudumlarken onun pizza yı yemesini keyifle izliyordum. bu arada Çisemin arkasındaki duvarda iki çerçeve dikkatimi çekti. ikiside ayrı güzel manzara resmiydi bu. Yiğit: -- Nasıl güzele benziyor pizza biraz verirmisin?Çise: -- hayır. dedim sana pizzamı paylaşmam. Kelimeleri zor anlıyordum. yemek yerken konuşulduğunda anlamam da güç oluyordu. bir başkası olsa tuhafıma giderdi ama Çise gözüme farklıydı. Garson tabakları alırken biz daha iki kelimeyi bir araya getirememiştik. Konuşmak önemini yitirmiş, bakışlarımızın bizi ele verdiği anlara geçmiştik. hiç acelem yoktu onu tanımak için. Çünkü onu tanıyordum. o benim ikizimdi sanki. Zaman ne çabuk geçiyordu yanında. geleli üç saat oldu. hava kararmaya başlamış, tatlı bir yol telaşı almış insanları. hesabı istedim. Erkeğine güven veren kızlara bayılırım. az ve öz konuştu.Çise: -- Bir daha ki sefere ben vereceğim hesabı.--tamam.dedim hafif bir tebessümle.Hava ılıman, yaz akşamı. elimse kapıdan daha adım ataratmaz ellinin tutsağı. eve gideceğini söylüyor. otobüs durağı ise ayrılık mekanı. yol bitmesin. ayrılmayalım. ya yarin olmazsa. ya tekrar kavuşmazsa ellerim ellerine. ya gözlerinin içine düşemezsem tekrar. ya unutursan bir uykudan sonra beni. yaraladın ve gidiyorsun. Ayrılık kısa sürsün ara beni. telefonunu bekliyorum. arayacağım diyerek biniyor otobüse. duman altı el sallıyor boş kalan elim. son bir kez bakıyorum rüzgar dalgası saçlarının savrultusuna. kayıp giden yıldızımın arkasından dilek tutuyorum. Arasın beni...
Akıp giden yıllarım eşlik ediyor bitmeyen yollara. Eve gitmem gerektiğini biliyorum ama nereye ne tarafa gittiğimi bilmiyorum. Yürüyorum akşam karanlığı çökmüş ruhumla başbaşa. Cep telefonumda gözüm. Hadi çalsana! Sana dünyanın parasını veriyorum ve sen ihtiyacım olduğunda beni yarı yolda bırakıyorsun. Bir dakika geçmiş son baktığımdan beri telefona. Uzağı farketmeyen ayaklarım, yorulmak bilmiyor. Evdeyim. İki saati aşkın yürüdüğüm içindir ki ayaklarım sızlıyor. Oturduğum koltukta, karşımda televizyon elimde cep telefonum var. Hala çalmadı, hala aramadın. Gözlerim isyanlarda dalıyorum uykuya.-- Ertesi Gün--- Sabahın kahvaltısız geçen saatlerinin bu kadar güzel olduğunu düşünemezdim. Açtım ama mutluydum. Gülüyorum kendime hem aç hem mutlu bir insan nasıl olurdu? Önce çayı ocağa koydum. su ısınana kadar etrafı toparladım. Bir an duvardaki annemin ve babamın evlilik fotoğraflarında takıldım kaldım. Özlemiştim onları. Beş yıl olmuştu ailemi trafik kazasında kaybedeli. Evin tek çocuğuydum ve ailemin bu dünyada beni yanlız bırakmasına isyan etmiyordum. İnanclarımla, bana kalan bu üç odalı ev, babamın emekli maaşı ve bankada kalan biraz parayla hayatımı sürdüyordum. Mutluluğu hayal ediyordum. Galiba onu yakaladım. Kahvaltımı herzaman ki gibi sıkı yaptım. bugün okula erkenden gitmek istiyordum. Güneş sıcaklığını taze yaprakların arasından vuruyordu yüzüme. sağda solda bir kaç öğrenci, kimi muhabbette kimi ise yayılmış çimliklere. Tahta emektar bankın en ucuna oturuyorum. Yol kenarı burası. Gelen geçeni izlemek belkide Çisemi görmek umuduyla takipteyim. Bir dal sigara daha alevleniyor kalbimle birlikte. içine çektikçe bağımlı; içine çektikçe ölüme daha yakın.
" Dumanınımda bir umudu yakalamış, bir şey söyleyecekmiş gibi yanaşıyor doktorum. şimdi çözüldü çözülecek sanıyor. oysa kendimle çoktan çözülmüşüm. Aşka konuştuğum yıllarımı şimdi tükettiğim sözlerle anlatamam ki ona. Kavgam ruhumla. Bıraktığın yerde ağlayan yaramla. " İşte o!.. Deprem sarsıntısında sonun başlangıç ayakları bunlar. Issız adada kurtarıcısını bekleyen avare ben; Fırlıyorum yerimden. Çise'den önce rüzgarı geliyor suratıma. Onun ruhumu temizleyen kokusu vuruyor beynimin en ücra cennet hücrelerine. Varlığımı unutuyorum sanki tövbe tövbe. selam diyor ve sarılıyor, ayak uçlarına basarak boynuma. sonrası daha vahim bir öpücük sadece sol yanağıma. Kıskançlık krizlerinde diğer yanağım buz kesiyor. Dilde zaten bir tutukluk. Dudaklarım inceden gülümsemede.Yiğit:-- selam.Çise:-- Erkencisin bugün?Yiğit:-- Aramanı bekledim bütün bir gün.Çise:-- Daha bir gün olmadı. Yiğit:-- Bana bir ömür geldi.Çise:-- Çok tatlısın. Arayacaktım fırsat olmadı üzgünüm.Yiğit:-- Yok önemli değil. Gerçekten.Aslında içim içimi yemişti. Çok önemliydi araması, onun üzgünüm demesiyle yalan söylemiştim.Çise:-- Benim dersime daha iki saat var. istersen dışarı çıkalım. ya sen? dersin var mı?Yiğit:-- Ben erken geldim. Canım sıkıldı biraz. Kim var kim yok bakıyım dedim. nereye gidiyoruz.Çise:-- Yolun karşısında güze bir cafe var oraya gidelim mi?Yiğit:-- Olur.Elim istemsiz uzanırken eline o benden önce davrandı. Karşılıksız değildi sevgim. Allah'ım Mutluyum.
Giderken Cevdet'le karşılaşıyoruz. Ellerimiz birbirine kelepçe. Tebessümle başını sallıyor ve geçiyor yanımızdan. İyi bir arkadaş bu Cevdet. Rahatsız etmek istemiyor belli. Cafeye gitmek için akıp giden trafiğin durulmasını bekliyoruz. Çise gözlerini odaklamış gözlerime. " İçinde umutlarımı beslediğim gözlerini göremiyorum artık. Duvar renkleri siyaha döndü. Sense kokunu bile aldın cennetimden. Cehennemin orta yerinde bırakma beni tut ellerimi. Anlayamazsın benim yaşadıklarımı. Bakma öyle ışıklarınla göz bebeklerime. Aslında hareketim ritmik birer isyan. sen göremiyorsun onları. tek tek sayıyorum görünüşte durduğum yılları. oysa eylem bu duraksama bin yıl sürecek. bana Aşktan haber verecek."
Kaynak: BeyForuM http://www.beyforum.net/forum/asigim-diyorsan-buraya/1207-akzambak-quotbir-ask-hikayesiquot.html#post1773
Küçük çam ağaçları arasında, büyük camları olan cafeye geldik bile. İçerisi öğrenci dolu. Dersi asanlar, canı sıkılanlar, oyuna merak salanlar, öğrenmeye kapalı olan ama sosyalliğe adım atmak isteyen öğrenciler. Halbukisi bizim durumumuz farklı. Biz zamanı ortak paylaşım için burdayız. Aşk için... Yeşil örtülü masalarda okey taşları, iskambil kağıtları ve türlü strateji oyunları. Etraflarını dörderli bazen daha çoklu insanlar kaplamış. müzik kutusunda en çok dinlenen müzikler. köşelerde kırmızı deri kaplama koltuklar, üzerlerine yayılmayı bekleyen çiftleri çağırıyor. Varıyoruz boğa misali bir tanesine. İki çay söylüyorum ince bardaktan.
Çayı iki şekerli içiyordu Çise. Çay kaşığının sesinde fısıldadı kulağıma.Çise:--Burası bizim yerimiz olsun. Herzaman gelelim olur mu? Olur gibisine gülmüştüm gülen yüzüne.Yiğit:--Çise... dün hep seni düşündüm. --içimde birseyleri alıp gittin. bir yanım seninle uykuya yattım. --Bana neler oluyor. Çalışmam gereken derslerim vardı ama seni düşünmekten çalışamadım.Çise:--Bende seni düşündüm. Gözlerinin manasını silemedim aklımdan. uykum kaçtı. Gece yarısı kalktım kendime kahve yaptım. Ders çalışıyım dedim ama yapamadım. Okuduklarım aklıma girmiyordu. İnanmıyorum yaa. Bunun sebebi şu an yanımda ve ben ona bir şey yapmıyorum. senin yüzünden uykusuz kaldım!...Yiğit:--Canım benim... Buz tutmuş ellerimi yüzünde ısıttım Aşkımın. Benim parçam gibiydi sanki. kolum, bacağım, aklım, yüreğim... Kendime doğru çektim omuzundan, yasladım başını göğsüme. Baba şefkatinde okşadığım saçlarının kokusu çiçek bahçesiydi. Dün gözlerinde gördüğüm aşkın sözleri ; Bugün tatdığım ile aynıydı. İlk bakışım da AŞK'tın, Aşk olarak devam ediyorsun.
Akzambak-1
Paylaş
AKZAMBAK -- Aşk Hikayesi
AKZAMBAK
Giriş: Duvarlar arasında (Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi) Sorgusuz sualsiz sevdim seni. Daha nesin kimsin bilmeden. Önce güzelliğin çarptı tokatını yüzüme. Sesini dinledim nefes almadan. Dudağının arasından çıkanlara kulak verirken gözlemledim hareketlerini.Bastığın yerdeki ize yandım için için. Baktığın yerlere baktım hayran hayran; Durduğunda durdu kalbim atmadı. Ne yapacaklarını kestirmeye çalıştı aklım. Güneşin yarattığı gölgen de serinlettim yüreğimi. Güvercinlerin yemlemesi gibi tane tane besledim sevgimi. Tadını çıkararak yaşatıyorum ve büyütüyorum, bebeğimi.Anlatabildiklerimi bekletmeden söyledim sana. Biliyordum her anını kaçırmadan, yasaklamadan paylaşmalıydım. Adını öğrendiğimde çoktan ferhat, kerem hatta mecnundu parçalanan bu beden. değişkenlerimi bir mantık çerçevesinde toplayamaz olmuştum. Beynim dinletemez oldu kendini kalbime. saçma sapan sinirsel hareketlerimden sende hoşnuttun. kimliğin açığa çıktıkça artmaya başladı, yare teslimiyet duygusu.yar olmuştu adın. Hiçbirşeye değişmeyecek bir sevdaya dönüştü tutkum. Sonbahar yapraklarının hışırtısı aşk şarkısı, ellerinin çizgileri kaderim, yanaklarının sıcaklığı huzurumdu artık. O kadar mutluydum ki gülen yüzüm tüm solan çiçeklere hayat vermeye başladı. Bir yerden bir yere koşarak gidiyordum. Aşk şarkılarında sarhoş oluyor, gereksiz tüm kelimeleri duymuyordum. Seni duyuyordum tek. seni düşünüyordum yanlızca. Sana yazıyordum sadece. (devam edecek)(yazan:Yılmaz ERBAY 01.04.2007)
AKZAMBAK -- Aşk Hikayesi
AKZAMBAK
Giriş: Duvarlar arasında (Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi) Sorgusuz sualsiz sevdim seni. Daha nesin kimsin bilmeden. Önce güzelliğin çarptı tokatını yüzüme. Sesini dinledim nefes almadan. Dudağının arasından çıkanlara kulak verirken gözlemledim hareketlerini.Bastığın yerdeki ize yandım için için. Baktığın yerlere baktım hayran hayran; Durduğunda durdu kalbim atmadı. Ne yapacaklarını kestirmeye çalıştı aklım. Güneşin yarattığı gölgen de serinlettim yüreğimi. Güvercinlerin yemlemesi gibi tane tane besledim sevgimi. Tadını çıkararak yaşatıyorum ve büyütüyorum, bebeğimi.Anlatabildiklerimi bekletmeden söyledim sana. Biliyordum her anını kaçırmadan, yasaklamadan paylaşmalıydım. Adını öğrendiğimde çoktan ferhat, kerem hatta mecnundu parçalanan bu beden. değişkenlerimi bir mantık çerçevesinde toplayamaz olmuştum. Beynim dinletemez oldu kendini kalbime. saçma sapan sinirsel hareketlerimden sende hoşnuttun. kimliğin açığa çıktıkça artmaya başladı, yare teslimiyet duygusu.yar olmuştu adın. Hiçbirşeye değişmeyecek bir sevdaya dönüştü tutkum. Sonbahar yapraklarının hışırtısı aşk şarkısı, ellerinin çizgileri kaderim, yanaklarının sıcaklığı huzurumdu artık. O kadar mutluydum ki gülen yüzüm tüm solan çiçeklere hayat vermeye başladı. Bir yerden bir yere koşarak gidiyordum. Aşk şarkılarında sarhoş oluyor, gereksiz tüm kelimeleri duymuyordum. Seni duyuyordum tek. seni düşünüyordum yanlızca. Sana yazıyordum sadece. (devam edecek)(yazan:Yılmaz ERBAY 01.04.2007)
Aşk besteleri
Paylaş
Hatırlar gibiyim
yağmur damlası gülüşlerini
yok böyle bir dünya
sevemez kimse benim gibi
hayalinle süslüyorum düşleri
Özledim
arabeskinde eriyip bitmeyi
şimdi gel gör beni
dünyevi değil aşkım
belki kavuşsam ölecek bu ebedi
o halde yaz bileyim değer verdiğini
Allah şahidim kırmam kıraram kalbini
sen sadece gülümse
aydınlat yüreğimi
Karanlıkta gezer bu ruh
Sana kavuşacağı anı bekler gibi
görmesemde hissederim
bakışlarındaki güzelliği.
Allah şahidimdir kırmam
Kıramam yüreğini
yağmur yağan kaldırımlara
bıraktığım serseri ayak izleri
ıssız bir filmdi.
İzlediğimiz belki
masum duygularla hatırla
dinlerken aşk bestelerini
Hatırlar gibiyim
yağmur damlası gülüşlerini
yok böyle bir dünya
sevemez kimse benim gibi
hayalinle süslüyorum düşleri
Özledim
arabeskinde eriyip bitmeyi
şimdi gel gör beni
dünyevi değil aşkım
belki kavuşsam ölecek bu ebedi
o halde yaz bileyim değer verdiğini
Allah şahidim kırmam kıraram kalbini
sen sadece gülümse
aydınlat yüreğimi
Karanlıkta gezer bu ruh
Sana kavuşacağı anı bekler gibi
görmesemde hissederim
bakışlarındaki güzelliği.
Allah şahidimdir kırmam
Kıramam yüreğini
yağmur yağan kaldırımlara
bıraktığım serseri ayak izleri
ıssız bir filmdi.
İzlediğimiz belki
masum duygularla hatırla
dinlerken aşk bestelerini
Firari
Paylaş
Kimseyi takmıyorum gözyaşım.
Nereye düşersen düş.
Düşlerindeki yerdesin
ki o denli değerlisin.
Ve adın ne olursa olsun
Tanrı seni yüceltsin
Aldırmam ne derlerse desinler
Nerede olursan ol, bilesin
Yüzünde cenneti göresin
Ki o kadar söze ne gerek,
Cismin ne olursa olsun
Ebediyen yüreğimdesin
Yılmaz Erbay
Kimseyi takmıyorum gözyaşım.
Nereye düşersen düş.
Düşlerindeki yerdesin
ki o denli değerlisin.
Ve adın ne olursa olsun
Tanrı seni yüceltsin
Aldırmam ne derlerse desinler
Nerede olursan ol, bilesin
Yüzünde cenneti göresin
Ki o kadar söze ne gerek,
Cismin ne olursa olsun
Ebediyen yüreğimdesin
Yılmaz Erbay
22.8.11
Sır Dolu Hayat
Paylaş
kaş gözünden öte, saçından öte
göz yaşımda yitirdiğim körpe
nasihatlerim tedavide
diken bedenimde yırtık fikir
dize gelir söylemlerle
çağırır istemsiz eller
uzak birer düş şimdi
gamzelerinle uyanışlar
geceleri yere düşer
izlediğim bütün yıldızlar
bırakmalı artık sigarayı
bundan sonra ya ölüm
ya bitmeyen zulüm
esaretim dört duvar
bitti aşka haykırış
seri bağlamalı çalgısın hayat
kaldır sır perdeni
özgür kalsın kalbim
duygu arasına solo beste
ne sevgin olur çare
ne ilaç bu tende.
Yılmaz ERBAY
kaş gözünden öte, saçından öte
göz yaşımda yitirdiğim körpe
nasihatlerim tedavide
diken bedenimde yırtık fikir
dize gelir söylemlerle
çağırır istemsiz eller
uzak birer düş şimdi
gamzelerinle uyanışlar
geceleri yere düşer
izlediğim bütün yıldızlar
bırakmalı artık sigarayı
bundan sonra ya ölüm
ya bitmeyen zulüm
esaretim dört duvar
bitti aşka haykırış
seri bağlamalı çalgısın hayat
kaldır sır perdeni
özgür kalsın kalbim
duygu arasına solo beste
ne sevgin olur çare
ne ilaç bu tende.
Yılmaz ERBAY
28.5.11
Tedavi
Paylaş
Gözyaşı dediğin nedir ki?
Kayıp umutların.
ya ihmalkar sırların?
...Hayata karşı.
Hadi vur kendini yola...
Yürü;
Ayakların içinde şişsin,
Islak papuçların.
Dönebildiğin kadar dön etrafında,
Döner gelir belki Aşkların.
Ya bir çizgi fazla,
yada bir beyaz.
Havlu attığın zamanlar
Şimdi olsa,
Gücün var mı?
Kolunu kaldırmaya.
Ağla...
Hıçkırıklarla, yırtılsın ses telin
İtirafınla.
Gözünü her kapadığında
O gelecek yanına.
Ayağındaki tozun paspas da izi
Çırptın geçti
Kurtuldum sanma sakın
Sinsice kaplar ciğerleri.
Acı yavaşsa bil ki
Ölüm beklersin, doktoru bekler gibi.
Yılmaz ERBAY
19-07-2010
Gözyaşı dediğin nedir ki?
Kayıp umutların.
ya ihmalkar sırların?
...Hayata karşı.
Hadi vur kendini yola...
Yürü;
Ayakların içinde şişsin,
Islak papuçların.
Dönebildiğin kadar dön etrafında,
Döner gelir belki Aşkların.
Ya bir çizgi fazla,
yada bir beyaz.
Havlu attığın zamanlar
Şimdi olsa,
Gücün var mı?
Kolunu kaldırmaya.
Ağla...
Hıçkırıklarla, yırtılsın ses telin
İtirafınla.
Gözünü her kapadığında
O gelecek yanına.
Ayağındaki tozun paspas da izi
Çırptın geçti
Kurtuldum sanma sakın
Sinsice kaplar ciğerleri.
Acı yavaşsa bil ki
Ölüm beklersin, doktoru bekler gibi.
Yılmaz ERBAY
19-07-2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)